Menü Kapat

Öfke Ardına Saklanan Gerçek – Öfkeliyim!

 Kalabalığız. Hava bir yaz akşamı için oldukça serin. Yazın tek sevmediğim yanı, çayı sıcak olduğu için zevkle içememek, kaybolmuş. Çay bardakları boşalıp doluyor. Sohbet heyecanla yükselip alçalıyor.

Bir noktada bir konuda ne düşündüğümü söylüyorum. Hiç beklemediğim bir tepki geliyor birdenbire birinden: Direnç var düşünceme karşı, biraz da küçümseme mi o?

Böyle durumlara çok hazırlıklıyım aslında. Bir insanın tepkilerinin onun iç dünyasını yansıttığını biliyorum. Bir insan karşısındakine baktığında yalnızca kendisini görebilir, bunu da biliyorum. Üstüme alınmamı gerektirecek bir şey olmadığını biliyorum. Ama bu sefer bilmek yetmiyor. Karşılık veriyorum. Karşılık geliyor. Bu gerginlik bir iki dakika sürüyor. Ve aniden-

Merhaba Öfke

Öfke sol kolumdan şırınga ile vurulmuş bir ilaç gibi bedenimde yayılmaya başlıyor. Sanırım uzun zamandır böyle öfkelenmemiştim. Sanki yeniden 13 yaşındayım ve yapmayı çok istediğim bir şeyi yapmam engellenmişcesine öfkeleniyorum. Bir şeyleri kırıp dökmek istiyorum. Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum. Çaresizlik sinirimi bozuyor. Ne yapmam gerektiğini  bilmiyorum.

Öfkeyi beslemeyi ve üzerine düşünmeyi kesip içimde öfke uyandıran bu durumdan uzaklaşmak istiyorum. On dakika sonra başka bir yerdeyim. Öfke hala benimle. Şimdi yapmam gereken tek bir şey var, öfkeyi hissetmek. Ben de öyle yapıyorum. Teslim oluyorum. Teslim oldukça öfke büyüyor, büyüdükçe tüm bedenim katılaşıyor. Ben de oturup yazmaya başlıyorum. Öfke yavaş yavaş diniyor. Her şey normale döndükçe fark ediyorum.

Dinlenilmediğim, söz hakkım elimden alındığı için öfkeliyim.

Bir birey olarak saygı görmediğim için öfkeliyim.

Değersizlik öfkenin ardından beni karşılıyor.

Gerçekten de 13 yaşındaki halim orada, değersiz hissettirildiği için çok ama çok öfkeli.

Sonra karşı taraf gözümün önüne geliyor birden. Orada da bir çocuk var. Güvende değil, tedirgin hissediyor. Tehdit edilmiş hissediyor. O da öfkelenmiş.

Bu iki çocuk var ya, ikisi de aslında çok korkuyor. İkisi de o an belli etmeseler de içten içe sadece birbirlerinden gelecek bir tutam şefkate ihtiyaç duyuyor…*

Elçiye zeval olmaz

Öfke bize bir şeylerin yolunda olmadığını, içeride bir yerlerde çaresizlik, değersizlik, tedirginlik gibi duyguların tetiklendiğini gösterir. Haberci görevi gören sağlıklı bir duygudur. Ancak öfkenin haberci görevini ihmal edip onu asıl duygu haline getirip beslediğinde, onunla birlikte yaşamaya başladığında ve tepkilerini öfke yoluyla verdiğinde geçici bir tatmin yaşasan da asıl mesele derinlerde varlığını korumaya devam eder. Ona bakıp çözmeye çalışmadığın sürece en yakın zamanda kendini sana yeniden göstermek için gerekli ortamı yaratacaktır.

Uygulama zamanı

Öfke ile kalkan zararla oturur demişler.

Peki öfke bedenimizde yükselmeye başladığında ne yapmalı?

Eğer öfke yaratan uyarıcı (bir kişi, bir olay, bir durum ve benzeri…) hala yakınlarındaysa öfkeni besleyecek düşünceler ve tepkiler yaratmana sebep olmaya devam edecektir. Bu asıl meseleni görmeni engelleyebilir. Eğer yapabiliyorsan önce ondan biraz uzaklaş.

Öfkeni bastırman hiçbir şeyi çözmez. Öfkeyi olduğu gibi hissetmeli ve bedeninden akarak çıkıp gitmesine izin vermelisin. Bunun için yazabilir, dans edebilir, koltuk yumruklayabilir, bulunduğun yer müsaitse yüksek sesle bağırabilir ya da tamamen sana özgü bir yöntem kullanabilirsin.

Öfken dinmeye ve gözün yeniden açılmaya başladığında omurgan dik olacak şekilde rahatça bir yere yerleş. Birkaç kere bilinçli ve derin bir şekilde nefes al. Bedenini baştan ayağa tara ve rahatlat.

Gerçeği görmek için hazırsın. Gözlerini kapat ve kendine sor:

Öfkemin hakikati nedir?

 

*Bu hikayeyi yaşanmış bir durumdan yola çıkarak kurguladım.

 

Kendin olarak var olmanın keyfini çıkarman dileğiyle,

Sevgiler,   

Cansu

Yaşamsuyu Bülten’e katılmak için tıkla!

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir