Menü Kapat

Para Para Para

Çocukluğum ve lise yıllarım bolluk içinde geçmiş olmasına rağmen üniversiteye geldiğimde para hakkındaki hislerim görünen bir sebep olmadığı halde değişmişti. Para sanki artık kötü bir şeydi ve ihtiyacımın biraz fazlasının bile elime geçmesine asla izin vermemeye başlamıştım. Ailemin bana vermek istediği parayı almak istemiyordum. Çok sevdiğim şeyleri bile artık onlara ihtiyacım olmadığına inanarak yaşamımdan çıkarmaya başlamıştım. Çünkü onları alabilmem için param olması gerekiyordu ve ben içten içe aslında param olmasını istemiyordum. Böyle bir şey yapmak zorunda değilken temel ihtiyaçlarımın dışında hiçbir şey harcamadığım ve harcamalarım dışında da elime hiçbir şekilde para geçmesine izin vermediğim bir süreç içine girmiştim.

Peki ne olmuştu da eskiden parayı kendime sevdiğim bir yaşam yaratmak için kullanırken şimdi böyle bir şey deneyimliyordum?

Aslında bu tabi ki birden olmamıştı ve temelleri de neredeyse tüm yaz tatillerimi geçirdiğim Didim’de yavaş yavaş atılmıştı…

Bohçacı geldi haaaanııııım!

Beş yaşıma dönelim, bir gün yazlıkta balkonda otururken sokaktan bohçacı geçmeye başladı. O zamanlar sokaktan sık sık bohçacı geçerdi. Bohçacı geldi haaanıııım, diye bağırıyordu. Bohçaaaacıııı, örtüleriiim vaaaar, nevresimlerim vaaaar! Annemle anneannemi balkonda görünce “Geleyim de bohçalarıma bakın,” dedi. Annemler meraklandılar ve bohçacı kadın bahçeden geçerek balkona giriş yaptı. Sırtında taşıdığı bohçasını açtı, içinden rengarenk türlü türlü örtüler, havlular, nevresimler çıkarmaya ve hepsini özenle sergilemeye başladı. Bir masa örtüsünü çok beğenen anneannem örtüyü satın aldı. Herkes mutluydu. Bohçacı evimizden ayrıldı.

Ben büyülenmiştim. Anneannemin masa örtüsünü satın aldığı o an sokaklarda gezip örtü satmak dünyanın en eğlenceli oyununa dönüştü. Hem oyun oynayacaktım hem de para kazanacaktım. En yakın arkadaşımı ikna ettim. Evdeki kullanılmayan eski örtüler, havlular büyükçe bir örtünün içine yerleştirildi. Ve bohçacılık oyunu başladı!

Tüm gün sitenin sokaklarında gezip bohçacı geldiiiii diye bağırdık. Beş altı yaşlarında iki çocuk olduğumuzdan oyunumuza katılmak için bizi balkonuna çağırıp örtülerimize bakan komşular olmuştu elbet, ama hiçbir şey satamamıştık. Dolayısıyla oyunun devam etmesi gerekiyordu. Babamın keyfi yerindeydi ama ilk gün gülüp eğlenen annem ve anneannem gerçekten satma konusunda ciddi olduğumu ve devam etmek istediğimi gördüklerinde biraz yan çizmeye, yokuşa sürmeye, örtüleri saklamaya başladılar. Bir sebepten beni vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Ben ise, onlar bunu söylemek istemese de, mesajı şu şekilde almıştım: Oyun oynamak güzeldi ama para kazanmak kötüydü. Oyun oynayarak para kazanmak baya kötüydü.

Deniz kabukları

Mesajı bu şekilde almış olsam da bir sonraki yaz tatilinde girişimlerim devam etti. Bohçacılık hala kalbimdeydi ama beni biraz üzmüştü. Böylelikle yepyeni bir fikir buldum: Deniz kabuğu satmak! Yine arkadaşımı ikna ettim, topladığımız tüm deniz kabuklarını ve marketten aldığımız sakızları sahilin girişinde yere örtü serip sergilemeye başladık. Sahilde işler pek yolunda gitmedi, çok sıcaktı, güneşin altında yanıyorduk ve o zamanlar sahilimiz şimdiki kadar kalabalık değildi, pek de kimse gelip geçmiyordu. Daha kalabalık ve gölge bir yer lazımdı ve onu hemen bulduk! Marketin karşısında, yol kenarındaki ağacın altı! Böylece markete gelenler deniz kabuklarımıza bakabilir ve satın alabilirlerdi! Bu oyunu gerçekten çok seviyordum.

Ancak bu planda ufak bir pürüz vardı. Market bizim evin karşısındaydı. Yani bizim balkonda oturduğunda marketi ve yol kenarındaki ağacın gölgesinde olup bitenleri rahatça görebilirdin. Bu sefer bohçacılık yapmadığım için açıkçası bunun bir pürüz olabileceğini düşünmemiştim. İlk iki gün her şey yolunda gitti. Hatta satış bile yaptık! Ve o parayla kendimize dondurma aldık! Ama ben yine bu oyunu devam ettirmek istediğimde “Cansucuğum başka oyun bulun kendinize…” gibi vazgeçirme cümleleri gelmeye başlamıştı. Ne döndüğünü anlayamıyordum ama kendimce mesajı yine almıştım, para kazanmak kötü bir şeydi.

Dövme yaptırmak ister misin? Hem de renkli!

Aradan beş altı yıl geçti, bu süre içinde para kazanmalı oyun oynamak pek aklıma gelmemişti ama işte yine bir yaz tatilinde şahane bir fikirle karşınızdaydım: Dövmecilik! Arkadaşımla kuru boyaları ıslattığımızda bedenimizi boyayabildiğimizi keşfetmiştik, yıkanınca hemen çıkıyordu. O zamanlar hint kınasıyla yapılan dövmeler çok modaydı, her yaz yaptırıyorduk ve kendi dövmemizi (hem de renkli!) yapma hele hele kendi dövmecimizi oluşturma fikri inanılmaz çekici ve havalıydı.

Kendimize bir ortak daha bulduk, dergilerden beğendiğimiz ve çizebildiğimiz tüm resimleri toplayıp bir dosya haline getirdik, kolaydan zora fiyat biçtik ve hazırdık! Akşamüstü olunca sitenin sokaklarında dosyamızla gezip yaşıtlarımızı bularak dövme isteyip istemediğini soruyorduk. Ancak üçüncü gün iki arkadaşım arasında feci bir tartışma koptu ve ortaklık bozuldu. Aramıza sonradan dahil olan, dosyanın ve dergilerin sahibi olan arkadaşım her şeyini alıp gitti.

Kuru boyalarımız hala duruyordu, hatta bir komşu ertesi gün hafta sonu için gelen torunları dövme istediğinden bizi evine davet etti. İki torununa çok eğlenceli dövmeler yaptık ve para kazandık. Ama o son oldu. Kavga gürültünün ardından heyecanımız sönmüştü ve paranın dahil olduğu bir şey yine hayal kırıklığına yol açmıştı…

Kök inançlar

Zihnimiz haklı çıkmak ister ve inançlarımızı haklı çıkaracak deneyimleri yaşamımıza çekeriz. Ben de bu deneyimlerden sonra yıllar içinde zaman zaman kendime paranın ve para kazanmanın kötü bir şey olduğu inancımı kanıtlayacak şeyler yaşatmayı başarmıştım. Ve üniversiteye geldiğimde artık para yaşamımda olmasını istemediğim kadar kötü bir şeye dönüşmüştü benim için. Neden böyle olduğu hakkında hiçbir fikrim de yoktu! Eskiden severek aldığım şeyler, keyifle gittiğim yerler aklıma gelince inanamıyordum. Ne olmuştu? Paranın varlığı, çokluğu ve söz konusu olduğu her şey bende sıkıntı uyandırıyordu. Paramın olmasından korkuyordum neredeyse! Ama paranın kötü bir şey olduğuna inandığımın farkında bile değildim. Ta ki bir gün bana bu farkındalığı yaşatacak bir uygulama yapana kadar. Bu uygulamayı birazdan okuyacak ve deneyimleyeceksin; ama önce bir sorum var, sence toplum olarak para ile nasıl bir ilişkimiz var?

Gözlemlediğim kadarı ile çoğu insan para hakkında konuşurken çay hakkında konuştuğu rahatlıkta konuşmuyor. Sen para hakkında konuşurken çay hakkında konuştuğun kadar rahat mısın? Okumaya biraz ara ver ve bir bak bakalım, şu an yanında biri olsa sahip olmak istediğin para miktarını ona yanında farklı bir duygu hissetmeden rahatlıkla ifade edebilir misin? Ediyorsan şahane! Biraz dahi tereddüt ettiysen para ile olan ilişkinde farkına varman gereken şeyler olabilir.

Para para para

Paraya sahip olduğundan farklı anlamlar yüklediğimiz zaman onunla olan ilişkimiz sağlıksızlaşıyor. Para aslında nötr bir enerjidir, iyi ya da kötü değildir. Para aracılığı ile gerçekleştirdiğin şeylerin iyi ya da kötü olmasını senin niyetin ve onlara yüklediğin anlamlar belirler. Ancak çoğumuzun para ile ilgili olumsuz kök inançları var. Para para para, ille de para para, varlığı bir dert, yokluğu yara… Baksana, para üzerine yazılmış bir şarkımız bile var. Yıllarca duyduğumuz bu şarkıda bize paranın varlığının dert olduğunun söylenmesine ne demeli? Peki para elinin kiri cümlesi? Neden kir olarak gördüğün bir şeyi yaşamına dahil etmek isteyesin ki? Bu inançlar paranın yaşamına dahil olmamasına, gelen paranın elinde duramamasına, hemen bitmesine, yaşamına şu an girenden daha fazla paranın bir türlü girmemesine sebep olabilir.

Birkaç derin nefes al, bedeninin farkına var, ayaklarını ellerini fark et, ihtiyacın varsa biraz hareket et. Dikkatinin şimdi, burada olduğundan emin ol.

Hazırsan uygulamaya başlayabiliriz

Para bir insan olsa nasıl biri olurdu? Nasıl görünüyor? Kadın mı? Erkek mi? Tüm detayları ile gözünün önünde canlandır. Nasıl giyinmiş? İlk gördüğünde onun hakkında ne düşündün? Peki onunla vakit geçirsen kendini nasıl hissederdin? Karakteri nasıl? Zaman ayır ve aklına gelen her şeyi yargısızca fark et! Burada düşündüğün her şey para ile olan ilişkini ve onu nasıl algıladığını yansıtıyor!

Bohçacılığın coşkusunu, deniz kabuklarını sergilemenin zevkini, dövmeciliğin heyecanını içimde yeniden uyandırabilmiş biri olarak diyebilirim ki zaman içinde geliştirdiğimiz tüm bu yargıların, etiketlerin, kalıpların ardında bolluk ve bereketten, oyun oynamaktan ibaret olan gerçek doğamız yatıyor! Zihnimizin ötesine geçtiğimizde bizler aslında bolluk, bereket, neşe, keyif ve coşkuyuz ve olabildiğine oyunculuz! Parayı da böyle bir alandan yaşam oyununun içine dahil edebildiğinde kendine sevdiğin bir yaşam yaratmak üzere şahane bir adım atmış olursun!

Kendin olarak var olmanın keyfini çıkarman dileğiyle,

Sevgiler,

Cansu

Yaşamsuyu Bülten’e katılmak için tıkla!

8 Comments

  1. Emel ODLUYURT

    Ne güzel yerinden vuruşlarla yazmışsın, yüreğine sağlık. Paranın yaşamak için ihtiyaç olduğuna inananlardanım, bağlı yada bağımlılığımı ayırt edemiyorum,. Uygulamayı aynen uyguladım, para yeşil şık kıyafet içindeki kumral-sarışın kadın idi. Onun yardımsever olması üzerine sohbet ettiğimi gördüm, kısacası bu geçiş beni rahatsız etmeden sonlandı. İşte böyle akıllı kızım şimdi ben nerde neyim? Yanaklarından öpüyorum, hep yazman bol kazanman dileğiyle hoşça kal.

    • Cansu Özkan

      Çok teşekkür ederim <3 Yorum üzerinden bir şeyler söylemek çok kolay değil ama ben bu yorumdan olumlu bir ilişki ve algı var gibi anlıyorum:) Peki mesafeli miydiniz yoksa samimi mi? Belki bunun üzerinden daha da olumlu bir ilişki yaratılabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir